26 Ağustos 2017 Cumartesi

Nazar Adamı Öldürür mü?

Cevap veriyorum, evet arkadaşlar bazen öldürür. Nereden biliyorsun diyorsanız bu konuda yapılmış pek çok bilimsel çalışmayla karşılaştım! Kimler yapmış bunları, ben hiç duymadım derseniz de kusura bakmayın o sizin ayıbınız:D Konunun duayenlerinden Mahalleli Teyze'nin çalışmalarını okumamış olmak büyük cehalet.
Bir bilim insanı kimliğimle elbette ki geçerlik ve güvenirliği yüksek olan söz konusu çalışmaları destekliyor ve bu nadide akademik bilgi havuzuna ben de yenilerini ekliyorum.


Şimdi izninizle yayınladığım son çalışmamda kullandığım bir vakayı sizlere takdim edeyim.
"H.
23 yaşında
İlk şikayetleri 2017 kışında başlamış. 2 gece karın ağrısı ve kusma şikayetiyle acile başvurmuş. Sonuncusunda ise mide- bağırsak sistemini iflas ettirmek suretiyle acile kaldırılmış. Enfeksiyon teşhisi konularak evine gönderilen hasta 2 gün sonra toprak zeminde kayıp düşmek suretiyle bacağını çatlatmış. Buna ek olarak menisküsünde yırtık ve çapraz bağlarında zedelenme gözlenmiş. Hasta bir buçuk ay boyunca yerinden kalkmamak, kalkıyorsa da koltuk değneklerinden destek almak koşuluyla evine gönderilmiş.

Prof. Dr. M. Teyze ve arkadaşlarının da dahil olduğu çalışmada yapılan deney ve gözlemlerin sonucu "nazar adamı öldürür" hipotezini ' hassas kızlar' evreninde desteklemektedir. Nazarın aniden gelen kaza, bela, hastalıklarla neden- sonuç ilişkisi içinde olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak nazarın makam, mal ve güzellikle doğrudan ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir."

Peki nazar konusunda siz ne düşünürsünüz?

18 Ağustos 2017 Cuma

Nine Times Time Travel

Merhabalar dostlar. 
Blogumdan baya bir süre uzak kalmışım. Ama merak etmeyin bu süreyi telafi edebilmek için güzel bir kore dizisi ile geldim: Nine Times Time Travel.
Dizi ve filmlerde fantastik türü seviyorum(vampir ve zombililer hariç tabi:D). Zaman yolculuklu yapımlara ise bayılıyorum. Bahsedeceğim dizi ise bu türün en iyi örneklerinden. Sevgili Nabrut'un tavsiyesiyle izleme listeme aldığım bir dizi olmasa herhalde yüzüne bile bakmazdım. 2013 yapımlı olması sebebiyle şimdiki dizilerin görüntü kalitesinden uzak oluşu sizi yanıltmasın.

Konusu; TV kanalında başarılı bir spiker olan Park Sun Woo abisinin ölümünden sonra zamanda yolculuk yapmasını sağlayacak 9 tütsü çubuğu bulur. Bu çubukları kullanarak 20 yıl önceki hayatlarını değiştirmeye çalışacaktır. Ancak yaptığı her hareketle geleceğinin de değiştiğini farkeder.

Park Sun Woo'yu canlandıran beyimiz
Başroldeki kızımız Min Young
Diziden Kareler
Dizinin daha ilk dakikalarında evlenme teklifi geldi. Evet hiç de alışık olmadığımız bir durum.
Himalayalar'da balayı yaptılar. Hatta 1993 yılından gelen Whitney Houston'ın efsane şarkısının plağına not bırakıldı.
Daha sonra bu notla kızımız değişen kaderinden önceki geçmişini hatırladı. Değişik bir cümle oldu kabul:D

Sun Woo abisinin yolundan gitti ve ve onun son dileğini gerçekleştirmek için dizi boyunca elinden geleni yaptı. Yaptı ama işler iyice karıştı. Sevdiği kadın yeğeni oldu. Ailesine dair hiç beklemediği gerçeklerle karşılaştı, dünyası başına yıkıldı.
Tütsü olayından yalnızca Sun Woo'nun fedakar, cefakar, biricik dostu Doktor Han'ın haberi vardıAdamcağız her değişiklikte öldü öldü dirildi:D 
Sun Woo'nun gençliğini canlandıran çocuk (Park Hyun Shik) çok sevimliydi.  
Gelecekteki kendisini tekrar görmek için yapmadığı kalmadı. 

Son bölümde Min Young'un Sun Woo'yu karşılıksız sevdiği 5 yılın özetini izledik. Garibim Sun Woo'yu azıcık gülerken izleyebildik. 

Dizideki kader vurgusu güzeldi. Korelilerden beklenmeyecek bir kadere iman gördük:D
"Olacakları bildiğim için engelleyebilir miyim? Yoksa zaten olan olduğu için engellenemez mi?"
"Belki de olanlar buydu. Küçükken Min Young üzerinde bıraktığım etkiden dolayı bana ilk görüşte aşık oldu. Geçmişte muhabirle kurduğum bağlantıdan dolayı muhabir oldum." 
Finalse beklentimin üzerinde oldu. Diğer Kore dizilerinin finallerine bakarak havada kalmamış güzel bir son izledik. Kendi içinde gayet mantıklıydı. 

Toparlayacak olursam kurgusu sağlam, temposu hiç düşmeyen, güzel bir diziydi. Hala izlememiş olan varsa gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

İmkansızın Şarkısı- Haruki Murakami


Okuduğum ilk Haruki Murakami kitabı. Yazarın değişik bir dili var, yalın ve samimi. Böyle olduğu halde sürükleyici. Kitabı yalnızca 2 günde bitirdim. 
"Ölüm, yaşamın karşıtı olarak değil parçası olarak vardır."
Psikolojik çözümlemeleriyle bakış açınızı geliştiren etkileyici bir kitap. 
Karakterlerin her birinden öğreneceğiniz bir şeyler var.
"Yalnızlığı kimse o kadar sevmez. Sadece arkadaş edinmek için çaba harcamıyorum. Sonu hayal kırıklığı oluyor."
Kitaba genel olarak depresif bir ruh hali hakim ancak bu sizi çok sıkmıyor. 
Edebi olarak tatmin edici olmasa da ben sevdim. Yazarın diğer romanlarını da merak ediyorum.







27 Haziran 2017 Salı

Bir Yabancının Gözüyle Küçüksu Eğlencesi 2

Bir Cuma günü Küçüksu'da gördüklerini kitabında anlatan, bizlere de yaşatan Julia Pardoe, Türk kadınlarını bakın nasıl anlatıyor;
" Avrupalıların hemen hepsi Türk kadınlarını, herşeye karşı hiç de hoşa gitmeyen bir umursamazlık ve davranışlarında soğuk olmakla suçlarlar. Bundan dolayı da onlardan adeta ürkerler. Oysa benim gördüğüm hanımlarda bu hallerden hiç eser yok. Tersine salt kendilerine özgü hoş bir nezaketleri var ki, bu ancak yaratılıştan gelmektedir. Bu halleri onların düşünüşlerindeki sadelik ve karakterlerinin verdiği özdenlik ve içtenlikle birleşince yaşamın anlamını bir kat daha inceleştirir ve ona daha bir çekicilik verir. Kısa sürdüğü halde hoş olan bu görüşmeleriniz sırasında içiniz kadar gözleriniz de şenlenir. Çünkü bir Osmanlı hanımının sarif kıyafeti her an nazik olmaya hazır ve kendine hakim davranışlarındaki ağırbaşlılık; yabancılar tarafından onlara yakıştırılan 'kibirli, soğuk ve değersiz çekicilik' vasıflarına hiç de layık olmadıklarını gösterir. 
 
Dolaşırken birden dikkatimizi çeken bir arabaya rastladık. Birtakım cariyeler arabanın iki geçesinde sanki bir duvar meydana getirir gibi dizilmişlerdi. Önde iki zenci haremağası duruyordu. Bütün bunlar arabadaki kimsenin yüksek tabakaya mensup biri olduğunun belirtileriydi. Arabanın içinde iki hanım vardı. Yaşlıcası çubuk içiyordu. Güzel olan genci de zengin işlemeli yastık ve minderlerin arasına öyle gömülmüştü ki görünüşü hayal meyal seçiliyordu. Bu hanım için güzel deyimini kullanıyorum; fakat sanırım kelime tam yerinde olmadı. Çünkü kendisine yaklaştığımızda elinde tuttuğu aynaya baktığı zaman gördüğüm yüze bu güne değin dünyada başka hiçbir yerde rastlamamıştım. Teni öylesine beyazdı ki, yaşmağının kıvrımları ile bu yaşmağın altındaki alnın rengi arasında hemen hemen hiçbir renk farkı yoktu. Hele o gözler!.. Soluk yanaklarının üzerinde samurdan püsküllere benzeyen ve gecenin zifiri karanlığı kadar siyah kirpiklerinin altında gömülü bu gözler ne kadar ince, ne kadar mahzun bakışlı idiler. Ben böyle gözleri ancak rüyalarımda görebilirdim. İnce ve keskin çizgili bir burnu vardı. Yüzünün o güzel oval biçimi, üstünde sıkıca bağlanan yaşmaktan iyice belli oluyordu. Bu güzel, o zamana kadar gördüğüm ve ancak en yüksek bir hayalin yaratabileceği, dille tanımlanması çok zor ve hemen hemen bir benzeri daha görülmemiş bir güzeldi. Ellerinde, boynunda, kulaklarında mücevherler parlıyordu. Ama her halinden anlaşılıyordu, hatta şüphe yoktu ki, mutlu bir insan değildi. Onun yaşam hikayesini öğrenmek için neler feda etmezdim!..Ben bu güzel hanıma bakarken elimde olmayarak içimdeki duyguları belirtmiş olmalıyım ki, gözlerimi kendisinden ayırmadan önce, yüzünde hüzünlü ve tatlı bir gülümseme belirdi. Göz göze idik. Güzelliğine acıma duygusu ile baktığımı sezmiş de teşekkür ediyormuş gibi elini - selam niteliğinde - göğsünün üzerine koydu. Bu hanımefendinin kim olduğunu öğrenmek için elimden geldiğince soruşturmalar yaptım. Fakat kesin bir sonuç elde edemedim." 

Kaynak: Bu Şehri İstanbul Ki, Milliyet Yayınları 

20 Haziran 2017 Salı

Fabricated City

Harika bir film izledim. İzler izlemez "herkes bu filmi görmeli" misyonuyla hareket ederek buraya geldim:)
Filmimizin konusu şöyle; 
Bilgisayar oyunları bağımlısı bir genç tuzağa düşürülüyor ve kendisine tecavüz edilip öldürülmüş bir genç kızın katili iftirası atılıyor. Müebbet hapis cezası alan genç, bir yolunu bulup hapisten kaçarak kendini aklamaya çalışıyor. Ancak bu sırada hiç beklemediği şeylerle karşılaşıyor.
Başrolünde şu aralar Suspicious Partner dizisinde oynayan Ji Chang Wook var. Daha önce hiçbir yapımını izlememiştim. Benim ayıbım. Zira Empress Ki, Healer, K2 gibi dizilerle ortalığı kasıp kavurduydu da ben önemsememiştim. Bu filmle oyunculuğunu ve kendisini pek beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim:D
Dizi aksiyon sahneleriyle dolu. Bir dakika gözünüzü kırpamıyorsunuz. Normalde filmleri rahat pozisyonda izlemeyi seven ben dahi heyecandan yerimde duramadım. 
Şöyle soluksuz izlenecek bol aksiyonlu bir film arıyorsanız muhakkak izleyin derim. 

Fragmanı da burada

18 Haziran 2017 Pazar

Babalar Günü

Kişisel tarihimde, bilhassa çocukluğumda bana hakim olan korku duygusu sevdiklerimi kaybetme korkusuydu. Sevdiklerimi, ailemi, dostlarımı. Ama bunlar arasında başı çeken babamı kaybetme korkusu.

Bilirsiniz. Kız çocukları babalarına düşkün olur. Bendeki de ondan kaynaklı bir durumdu belki de. Cümlede -dili geçmiş zaman kullandım ama hala arada yoklar beni. Geçen yıl da bu korkuyu iliklerime kadar hissettim diyebilirim. Babam kalp krizi geçirmiş ve açık kalp ameliyatı olmak zorunda kalmıştı. Hayatı boyunca babasını kaybetmekten böylesine korkan bir kız için ne derece zor günlerdi varın siz düşünün. 

Şimdi babalar günü münasebetiyle sürekli karşımıza yürek dağlayan, inanılmaz duygusal baba-kızlı reklamlar çıkıyor. Bu videoları izlerken benim gözlerim doluyor, içim parçalanıyor. Düşünmeden edemiyorum, babası olmayan insanları halleri nicedir? 

Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü vs. kapitalist sistemin bize dayattığı sonradan uydurulmuş günlerdir, filan diye konuyu bağlamayacağım ancak böylesine insanî saf duyguların bir pazar malzemesi haline gelip yüreği zaten yaralı olan bu insancıkların yaralarına tuz basılmasından da inanılmaz rahatsızım. Ve eminim siz de öylesinizdir. 

2 Haziran 2017 Cuma

Fotoğraf Çekememe Sorunsalı

İyi bir blogger olmak için iyi  görseller bulmak çok önemli. Yani önemliymiş. Bunu biliyordum ama bu işin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. İnternetten yazıyla alakalı iyi bir görsel buluyorum ama bulduğum fotoğrafları paylaşmak nedense içime sinmiyor. Blogdaki yazılar nasıl ki bana aitse fotoğrafların da benim elimden çıkmış olması gerekir bence. Velhasılı kelam eğer blogunuz varsa iyi de fotoğraf çekebilmeniz gerekiyormuş.
Fotoğraf çekmekte hevesli olduğumu söyleyebilirim ama bilin bakalım neyim eksik?
Evet doğru bildiniz profesyonel fotoğraf makinem yok.
Gönül isterdi ki ben de böyle fotoğraflar çekeyim.
Ha olsaydı da böyle güzel fotoğraflar çekebilir miydim, orası da muamma:D Tamam yetenek çok önemli ama öğrenilmeyecek şey de değil. 
Neyse efendim bu da böyle bir iç dökme yazısı oldu. Ama dikkatli okuyucu anladı bence. Neyi mi? Tabi ki bana bir fotoğraf makinesi hediye edebileceğinizi:D

25 Mayıs 2017 Perşembe

Bir Yabancının Gözüyle Küçüksu Eğlencesi 1

İstanbul'u gezen, şehir ve şehir halkı hakkında gözlemlerini yazan İngiliz yazar Julia Pardoe anlattıklarıyla o huzur dolu yıllarında güzeller güzeli İstanbul'u iliklerimize kadar yaşamımızı sağlıyor. Okurken sanki bir masalın kısa bir bölümünü okuyormuş gibi hissettim.
"Türk kadınlarını tıpkı kendi evlerindeymiş gibi rahat hareket ederken görmek isteyen yabancı gezginlerin, sıcak yaz aylarında cuma günleri Küçüksu vadisine gitmeleri gerekir. Üç taraftan da, üstleri fundalıklarla dolu yüksekçe tepelerin kuşattığı bu güzel yer Rumelihisarı'nın tam karşısında denize doğru uzanır.
...
Burası geniş bir alanı kaplayan yeşil, çimenlik bir yerdir. Bu çimenliklere hanımlar seccadelerini yayarlar, burada oturup etrafı seyreder ya da araba ile gezinirler. Uzun süren yaz gündüzünü böylelikle geçirirler. Bu çimenlik ile Göksu deresi arasında, biraz daha küçük bir alanda sık bir koruluk bulunmaktadır. Bu koruluğun arka tarafı erkeklere ayrılmıştır. Onlar burada -kendilerinden çok daha konuşkan eşlerinin yaptıkları dedikodulardan uzak- çubuklarını tüttürerek, şerbetlerini içerek, kavun yiyerek eğlenirler.
Bir yanda, yumuşak çimenlerin üzerinden, sultanların arabaları ağır ağır geçerler. Öte yandan bir paşa eşinin süslü arabası geçer. Arabanın içindeki yüzü yaşmaklı kadın zaman zaman, saf ve soluk benizli çekiciliğini elindeki yelpaze ile gizlermiş gibi yapar. Bu yelpaze, onun hem boş vakitlerini geçirmesine yarayan, hem de paha biçilmez mücevherlerle donatılmış narin parmaklı, bir peri eli kadar güzel ve bembeyaz bileğinin görülmesine yarayan bir araçtır.
...
Bir yanda ağaçların altından ağır ağır geçen kırmızı kaplama geçirilmiş arabalar, çimenlere yayılmış yüzü yaşmaklı kadınlar, ortalıkta hanımlarına hizmet için dolaşan halayıklar, öte yanda başlarındaki tablalarla, satış yapmak için oradan oraya koşuşan garip kılıklı muhallebiciler ve tatlıcılar göze çarpıyordu.
...
Biraz ötede yoğurtçu omuzundaki sırığa bağlı tepsileri sallaya sallaya yürüyordu. Daha ileride ise ayı ve maymun oynatıcılar; onların da ötesinde burnu Güneş'ten yanmış, başında geniş bir hasır şapka ve üzerinde Frenk elbisesi giyimli bir Rum dondurmacısı çevresindeki halka dondurma satmak için değişik dillerde malının övgüsünü yaparak dolaşıyordu. "

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Satranç - Stefan Zweig

Merhabalar gençleer ve kendini genç hissedenleer! 

Neden böyle bir giriş yaptım ben de bilmiyorum:D Neyse efendim buraya son okuduğum kitaptan bahsetmek için geldim. Kendisini Ankara Kitap Fuarından almıştım. İyi ki de almışım. Etkileyici bir kitaptı.

Kahramanlarımızdan biri zeka geriliği olan dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic iken diğeri bir kitaptan satrancı öğrenip satrançla hemhal olmuş ve bu sebeple beyin hummasına yakalanmış Dr. B.

Kitabın başında Şebnem Sunar’ın yazar ve kitap hakkındaki değerlendirmesi bulunuyor. Benim gibi yazarı tanımayanlar için bilgilendirici ve kitap bittikten sonra tekrar okunması gereken, karakterlerin ve olayların altında yatan psikolojinin iyi çözümlendiği bir yazı. 

Kitap roman tadında heyecanlı ve etkileyici bir uzun öykü. Bir solukta okuyacağınız cinsten. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

4 Nisan 2017 Salı

Son Zamanlarda

Merhabalar sevgili dostlar. "Son günlerde nerelerdeyim? Neler yapıyorum? Bu kız neden yazı girmiyor?" sorularının cevabı bu yazıda! (Tamam itiraf ediyorum; kimse "Nerelerdesin Hümaa?" diye sormadı ama olur ya içten içe beni merak eden birkaç okur olmuştur diye bu yazıyı yazıyorum:D)
Efendim son günlerde TBMMye yolumuz düştü. Yolumuz düştü demek biraz abes oldu aslında. Zira öyle kolay kolay yolunuza düşecek bir yer değil. İçeriye girmek için milyon tane aşamadan geçmeniz gerekiyor. İlkokuldayken de 23 Nisan münasebetiyle bir kez meclise gitmiştim. Güzel vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. Büyümek zor iş vesselam. Aynı şeyi yapsan da küçükken yaşadığın güzel anlar gibi olmuyor. Neyse. Umutlarla gittiğimiz meclisten işimizi göremeden geldik. Ama bizim için güzel bir hatıra oldu.

Uzun bir süredir YDSye çalışıyordum. Bu sürenin üçte ikisi çalışmaya çalışmakla geçti desem yalan olmaz. Dil öğrenmeyi sevdiğimi düşünüyordum ama bu YDS bambaşka bir şeymiş. Neyse ki Yökdil sınavı geldi de biraz olsun puanlarımız yükseldi. 
Son günlerde can arkadaşımla güzel mekanlar keşfettik. Belki bir gün onları da bloga yazarım. 

Bunların dışında; arkadaş kınalarına gittiğim, ufak sağlık problemleri yaşadığım, ananeme kavuştuğum, bloga uğrayamadığım:D bir dönemdi. 

10 Mart 2017 Cuma

İstanbullu Nezaketi

Okuyacağınız bu parça size inanılması güç gelebilir. 'Yok canım o kadar da değil!' diyebilirsiniz. Evet diyebilirsiniz. Ben de mesela keşke o devirde yaşasaydım diyorum. 


Bir rivayete göre bir gün Şirket-i Hayriye Müdürü Hüseyin Haki Bey Boğaziçi’nde işleyen bir vapur kaptanına sık sık gecikmesinin sebebini sorunca şu cevabı almıştır: "Muhterem Müdür Beyefendi, Malum-ı aliniz Çengelköyün zerzevatı, Kuzguncuk’un haşeratı, Beylerbeyi’nin teşrifatı bir türlü bitmiyor ki, vaktinde gelebilelim. Vapur Beylerbeyi’ne uğrayınca daha iskelede herkes birbirine­­: 'Efendim rica ederim Zat-ı aliniz buyurun lütfen!' demeye başlıyor. 'Estağfirullah efendim, ne demek,  önden zat-ı aliniz buyurunuz! Hak-i payinize iltifat buyuruyorsunuz, ne haddime efendim, bendenize zatıalinizden önce binmek yakışır mı?' İşte böyle gecikiyoruz, muhterem beyefendi."

Kaynak
Derin Tarih İstanbul Özel Sayısı Fatma Tunç Yaşar syf 55

25 Şubat 2017 Cumartesi

Şiir Ezberleme Tekniği

Kişisel gelişimde şiir okumak, ezberlemek çok önemli bir yere sahip. Güzel bir sanat zevkine erişmek için veya sadece zevk aldığı için insanlar şiirle hemhal oluyor. 
Şiir deyince
Şiir sokakta, şiir Quebecte :D
Uzun yıllardır hiç şiir ezberlemediğimi farkettiğim bir gün, sevdiğim bir tanesini ezberlemeye karar verdim. Kağıda yazsam, gidip gelirken baksam ezberlerdim belki ama bu işin kolay bir yolu olmalıydı (kolaycı Hüma :D). 

Telefonumun notlar bölümüne ezberlemek istediğim şiiri yazdım. Daha sonra bu notu ana ekranımdaki sayfalardan birine yerleştirdim. Şimdi telefonu her elime aldığımda şiire bir gözatıp bakacağım yere bakıyorum. Alın size harika bir ezberleme metodu. Tabi bunu ezberlemek istediğiniz başka yazılara da yapabilirsiniz. 

İnanılmaz bir buluş yapmış gibi anlattığıma bakmayın:D Evet birilerinin aklına gelebilecek bir yöntem. Ama ben kullandım ve faydasını gördüm. Siz de hayrını görün:)

21 Şubat 2017 Salı

Eyeliner Çekemeyenlere Maybelline Master Precise Likit Eyeliner

Günlük hayatımda çok fazla makyaj yapmıyorum. Çok tükettiği bu malzemelerle bol tecrübe edinen arkadaşlara bakarak kozmetik ürünler konusunda burada tavsiyede bulunacak kadar bilgi sahibi değilim. Bu yüzden yeni bir ürün almak istediğimde bloglar imdadıma yetişiyor. Uzun zamandır bir eyeliner almak istiyordum. Evet bu zamana kadar adamakıllı eyeliner kullanmadım. (Şaşıran arkadaşlar siz zaten bu işi biliyorsunuzdur yazının bundan sonrasını okumasanız da olur :D) Bunun da sebebi göz kapaklarımın küçük ve düşük olması. Ancak küçük gözlülerin de (bakınız Koreli kadınlar) ince bir eyeliner sürerek kirpiklerinin daha dolgun gözükmesini sağladıklarını öğrendim ve yeni bir eyeliner arayaşına giriştim

Özellikle yeni başlayanlar için likit eyelinerlar öneriliyor. Likitler arasında Maybelline Master Precise eyelinerın methini de çok duyunca gidip aldım. 

Daha önce bir likit eyeliner almış, beceriksizliğimden mütevellit güzelim ürünü kurumaya mahkum etmiştim. Ancak bu sefer öyle olmayacak anlaşılan. Ucu çok ince olması sebebiyle çook rahat sürülen bir eyeliner. İlk sürmemde dahi ortaya başarılı bir sonuç çıktı. Tabi bunda izlediğim milyon tane "eyeliner nasıl çekilir" videosunun etkisi de olabilir:D
Özellikle eyeliner sürememekten şikayet edenlere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir ürün. Artık siz de herkes gibi Kleopatra tarzı bol kuyruklu eyelinerlar sürebilirsiniz :D

17 Şubat 2017 Cuma

Yedi Tepe Mi İstanbul?

7 rakamı çağlar boyunca kutsal kitaplardan efsanelere, masallardan filmlere heryerde karşımıza çıkan esrarengiz bir sayı. Sümer efsanelerinde yedi dağ aşmak, yedi kapı geçmek, yedi kat gök; Göktürk efsanelerinde de yedi iklim, yedi yıl, yedi gün, yedi gök kısrağı sık sık geçen ifadelerdir. İstanbuldan bahsedilirken de "yeditepe" dendiğini duymuşsunuzdur. Peki ama nereden almış bu takma adı bu güzel şehir?
Roma İmparatoru Constantinus, kuruluşu millattan öncelere dayanan Byzantion şehrini genişletip yedi tepe üzerine inşa etmiş. Bahsettiğimiz tepelerse şöyle;
  1. Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Cami’nin bulunduğu tepe
  2. Çemberlitaş ve Nuruosmaniye Cami’nin bulunduğu tepe
  3. Bayezıd Cami, Süleymaniye Cami ve İstanbul Üniversitesi’nin olduğu tepe
  4. Fatih Camisi’nin bulunduğu tepe
  5. Çarşamba Semtinde Yavuz Sultan Selim Camisi’nin bulunduğu tepe
  6. Edirnekapı’da Mihrimah Sultan Camisi’nin bulunduğu tepe
  7. Altınmermer (Samatya) tepesi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi logosunda da yedi tepeyi sembolize eden yedi üçgen var.
"Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler..."  
 (Necip Fazıl Kısakürek)
Kaynaklar


Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisi (1993)

Çağlar Boyunca Matematik ve İlahiyat (İbrahim Okur)

10 Şubat 2017 Cuma

İstanbul Kaçamağı

Merhabalar sevgili dostlar. Bu aralar blogumdan uzak kaldım. Bu sürede kısa bir İstanbul seyahati yaptım. Günlerimin çoğu sevgili yeğenlerimi mıncırmakla geçse de biraz olsa gezebildim:D
Uzun zamandır Üsküdara gündüz gidemiyorum. Kız Kulesini yine bir gece vakti gördüm. Güzel, her zaman güzel.

Avrasya Tüneliyle Avrupaya geçtikten sonra namaz için güzel tarihi bir cami arayışına girdik. Arabayı park edip yürüyorduk ki binalar arasında bu yapı gözüme çarptı. Kilise mimarisine sahip bu camiyi bu zamana kadar hiç görmemiştim. Kendisi Bozdoğan Kemerine bitişik, Şehzadebaşı Caddesinin yakınında. Wikipedia sağolsun hemen nasıl yapılmış, ne zaman yapılmış bir çırpıda öğrendim. Efendim; burası Theotokos Kyriotissa Kilisesi iken fetihten sonra Fatih, bu yapıyı Kalenderi dervişlerine vermiş ve uzun yıllar tekke olarak kullanılmış. Bu sebeple de adı Kalenderhane olarak kalmış. 18. yüzyılda Babüssaade Ağası Beşir Ağa tarafından camiye dönüştürülmüş. En son 1968 yılında restore edilmiş. Ahh ne yazık ki malum sebepten ötürü caminin içini göremedim. Ama geziye katılan tüm aile efradım içerinin de dışarı kadar etkileyici olduğunu söylediler. 
Daha sonra hep gitmek isteyip de bir türlü gitmek nasip olmayan Edirnekapı Mihrimah Sultan Camine gittik. Ne kadar etkileyici ne kadar güzel bir cami! Avlusuna hayran kaldım. Avludaki odalardan birinde sakallı cübbeli öğrenciler ders alıyordu. Sanki 300 400 yıl önceye ışınlanmıştım.
Şimdi farkettim de sanki hiç gündüz gezmemişim :) Evet yine bir akşam Ortaköye düştü yolumuz. Soğuk sebebiyle birkaç aileden ve kumpircilerden başka etrafta kimse yoktu. Caminin avlusunda tatlı mı tatlı bir kediyle karşılaştım.

Sonradan öğrendim ki bir Ortaköy klasiğiymiş, arabamız çekildi. Biz de park edilen yere kadar (o kadar uzak olduğunu bilemeden) yürüdük de yürüdük. Hava da İstanbuldan beklenmeyecek kadar soğuk. Ankara ayazı mübarek! Çok şükür arabamıza kavuştuk da sefilliğimiz sona erdi. Böyle bir geceden iyi dersler aldık:D

19 Ocak 2017 Perşembe

Sakasama No Patema/ Anime Film

Bilim kurgu, fantastik dizi/film severler burada mı? Beyninizi yakacak, başınızı döndürecek (hakikaten başınızı döndürecek:D) bir filmle karşınızdayım.

Konusu

Film, tünellerin her yere ulaşabildiği bir yeraltı dünyasında geçiyor. Koruyucu kıyafetler giyerek karanlık ve kapalı alanlarda yaşasalar da insanlar sakin ve keyifli bir yaşam sürer. Kendi yer altı köyünün prensesi olan Patema tünelleri keşfetmeyi çok seviyordur. En sevdiği yer ise "tehlikeli bölge" denilen ve köyünün insanların girmesini yasakladığı yerdir. Azarlanmasına rağmen Patema merakını bastıramaz ve "Tehlikeli Bölge"ye olan yolculuklarından birinde beklenmedik bir şeyle karşılaşır. Saklı sırlar açığa çıkar. (Yeppudaa dan alınmıştır.)



Afişte de gördüğünüz gibi değişik kurgu bizi bekliyor. "Biz ayrı dünyaların insanıyız" klişesine cuk oturan bir hikaye:) Film bana nedense Açlık Oyunlarını hatırlattı. Oradaki kurgu dünyaya benzeyen değişik bir dünya ve kötü adam Başkan Snowa benzeyen bir amcamız var. Ama daha çok başka birşeye benzetiyorum ama ne? derken yeni aklıma geldi. Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sındaki düzenli sistem ve robotlaşmış toplumun benzerini burada da görüyoruz.
Buradan sonrası spoiler içerir dikkat!
İki farklı yerçekiminin olduğu bir filmden bahsediyoruz. Filmin yarısı bu yerçekimi olayını anlamaya çalışmakla geçti diyebilirim. Anladıktan sonra taşlar biraz yerine oturdu. İnsanların; "Biz normaliz, anormal olan günahkar yaratıklar tepetaklaklar. "diye empoze edildiği sistem enteresandı. Halbuki tepetaklak olan onlardı bunu da sonradan anladık. Geçmişte uçan balonu yapan amcaların dostluğu, Age ve Patemanın sevgisi kadar etkileyiciydi. Bu yıldızlı sahnelerse enfesti.
Filmin sonunda çalan şarkı da çok güzeldi.


Vellhasıl kelam güzel bir filmdi. Bilim kurgu seven herkese şiddetle tavsiye ederim. Ayaklarınız yerden kesilecek:)

10 Ocak 2017 Salı

The Girl Who Leapt Through Time/ Anime Film

Bir akşam kardeşimle oturmuş izleyecek birşeyler arıyorduk. Goblinin yeni bölümünü beklerken başka bir diziye başlayasım gelmedi açıkçası. Şöyle kısa ve güzel bir animasyon filmi ararken karşımıza bu film çıktı. İyi ki de çıkmış.

Türkçeye "Zamanda Sıçrayan Kız" diye çevireceğimiz film, Yasutaka Tsutsui tarafından ilk olarak 1967 yılında kitap olarak piyasaya sürülmüş. Daha sonra mangadan TV filmine kadar pek çok türe uyarlanmış. 2006 yapımlı bu anime filmden sonra da 2010 yılında Time Traveller: The Girl Who Leapt Through Time filmi vizyona girmiş. 

Bu da romanı

Time Traveller: The Girl Who Leapt Through Time
(2010)
 

Konusuna gelecek olursak:

Liseye giden esas kızımız Mokato bir gün okulun laboratuarında ilginç bir nesnenin üzerine düşer. Eve dönerken bisikletinin frenleri tutmaz ve bir trenin geçmekte olduğu trenyoluna girer. Kazanın gerçekleşeceği anda zamanda sıçrayarak bir dakika önceye döner. Başlarda bu yeteneğini eğlenmek için kullanır (ki bu sahnelerde çok güldüm:D) ama sonra işler sarpa sarar ve mahvettiği işleri düzeltmeye çalışır. Ama o da ne Mokato belli bir sayıda zamanda sıçrama yapabiliyordur. İzlemek için tık tık
Filmin mottosu: Zaman kimseyi beklemez.
Kızımız sürekli uçtu:D
Burada gülmekten öldüm:D


Çok beğendiğim ve keşke biraz daha uzun olsaydı dediğim bir animeydi. Spoiler vermeden anlatmaya çalıştım ama şu anda deli gibi konuşmak istediğim şey var:D Havada kalan da birkaç konu var. İzleyen arkadaşlarla yorum kısmında kritiğini yapmak isterim:)